Thursday, June 04, 2009

Bukalemun, timsah gibi saldıracağı günü bekliyor...

Geçtiğimiz Cuma günü İstanbul'dan Londra'ya uçağa bindim. Yanıma iki genç oturdu. Bir tanesi daha ilk planda aşırı hareketliliğiyle dikkatimi çekti. Dışardan bakıldığında ,moda tabiriyle ,metroseksüel görünen bu gencin, sağa sola laf sokan ukalalığının altında isyankar bir hali vardı. Daha ilk oturduğu anda hosteslerden birini gözüne kestirmiş "nerde benim kız" diye arkadaşıyla şakalaştı.

Kaşlarının alındığı ilk planda belli oluyordu. Yanındaki genç , onun aksine ,az konuşan ama genelde arkadaşını onaylayan bir karaktere sahipti. İstemeden kulak misafiri olduğum kadarıyla da ortak iş yapıyorlardı. Bir süre sonra kabına sığmaz enerjisiyle benimle de sohbete başladı.

Yemek servisi sırasında, birden konu yiyeceklere geldi,” domuz ürünleri “ve de "din"e. Böyle bir hassas konuydu ama ben tüm iyi niyetim ve eğitimci kişiliğimle, çevreden evrene örnekler vererek , düşüncelerimi paylaşmaya çalıştım. Israrla (sanki karşısındaki dinsiz ya da başka bir dünyadanmışçasına) İslamı, dindarlığı, altan üstten girerek savunan, propagandasını yapan, militan yapısıyla tehditkar biri olduğunu ilk baştan sezdirdi. Susmayı denedim...

Tam o sırada yanımda sol taraftaki sırada oturan 3-4 yaşlarındaki çocuğa ilişti gözüm. Ailesinin ona şefkatle sarılışı... ve hafızamda canlandı; yıllardır tanıdığım yüzlerce hristiyan ve başka dinlerden sanatçı, sanatsever dostlarım. Domuz eti yedikleri için ya da Müslüman olmadıkları için "gavur" diye adlandırdığımız. Onları hiç kötü yapmamıştı domuz eti yemeleri. Kazara Londra'da ya da başka bir şehirde (trafiğin Avrupa'dakinin aksine ters istikamette akışından)dalgınlıkla yola adım atttığımda , aracını yavaşlatan ve gülümseyerek geçmemi bekleyen hoşgörülü insanlar ,kurucusu olduğum http://www.turkoperaforum.com 'a server olarak bile sponsor bulmazken, adıma http://www.bezduz.com'u açan Kanadalı hayranlar.... ya da yıllardır her temsil sonrası , Fransa'da ,İtalya'da ,İngiltere'de vs.. beni dakikalarca alkışlayan yine bu insanlardı.

Eğer bunları anlatsam ,mutlaka bir sonraki adımda Irak'ı işgal edenlerin vs de Hristiyan olduklarını söyleyecekti, Irak’taki ,sözüm ona, Müslüman işbirlikçilerini göz ardı ederek. ...Elbette sesini yükseltip, kızarıp, “One minüt one minüt” diye kükreyecekti de.

Bu genç İngiltere'de çalışıp ekmeğini kazanıyordu ama o insanları ve yaşantılarını onaylamıyordu kendi hesabınca. Bunca kötü gidişi, işsizliği, vurgunları görmezcesine, ona göre En iyi kültür bizdeydi, en iyi dinin temsilcisiydi. Bir yandan dinin gereklerinden bahsediyor, bir yandan hostes kızı gözleriyle kesip kendince komik(!) espriler yapıyordu. Diğer yandan da, gümrükten fazlaca aldığı karton sigaraları nasıl çaktırmadan geçireceğinin hesabını.(Takiyyeci Hırsız) Makarası boşalmış bir yaratığa dönüşmesi an meselesiydi.

Susmuyor ,konuşturmuyordu. Ülkemizde son yılların favori uydurması bir örgütten bahsedip benim düşünce tarzımı da "manyakça" diye nitelendirebilcek kadar ileri gitti. Artık ben de kara listede olmalıydım. O na göre bu düşüncenin savunucusuydum. Ya kitap kadar sessiz ya da onun kadar militan olmalıydım. Konuşmanın anlamı yoktu, karşımdaki kişinin beni algılaması için kanallarının açık olması gerekirdi. Oysa birileri o kanalları çoktan kapatmıştı.

Çelişkilerle dolu genç ve onun düşünce yapısı ürkütücüydü. Tanrı denmesine bile tahammülü yoktu. Keşke başka bir koltukta otursaydım ve keşke bu yaşananlar gerçek olmasaydı diye içimden geçirdim. Ama gerçek karşımdaydı. Modern giyimli, son model cep telefonlu , çapkınlığı seven, bir karton sigarayı sokabilmek için "cihat"ı göze almış bir militan vardı. Son yıllarda yetiştirilen kuşağın bu temsilcisi , istenilen ümmet tipinin yaratıldığının gerçeği olarak duruyordu karşımda..

Az sonra pasaport kontrolünde yanyana geldik. Ben hemen sorusuzca geçtim. O kendisine sorulan sorulara gülümseyerek cevap veriyordu. Bu genç az önce tanıdığım genç değildi sanki. Gülümsüyordu gümrük polisine tüm şirinliğiyle. 1950'ler sonrası gülümseyerek sistemi delik deşik eden bir çok politikacı kadar iki yüzlüydü. Gerçek maskesinin altına gizlenmişti ta ki bir dahaki sefere kökten dinci haliyle ortaya çıkacağı gün gelene kadar.Hoş görüsüz, ben yaptım oldusunu, tanrının adını kullanarak gizleyen bir bukalemun, timsah gibi saldıracağı günü bekliyordu....

Glyndebourne- İngiltere
31 mayıs 2009

No comments: