Monday, January 04, 2010

Sessiz Kalmanın Izdırabı


Uzun süredir rüya görmeyen ben, bir kabusla uyandım bu sabaha. Belki de 2 gündür hasta olduğum için aldığım ilaçların da tetiklemesiyle gördüğüm bu kabus, bunları yazmama vesile oldu. Bakalım toparlayabilecek miyim?

Hatırlayabildiğim uçağın 14. sırasında her zamanki gibi koridor koltuğunda oturmaktaydım. Birden arkamda bir askerin ağladığını işittim, ansızın arkadaşının silahını aldı, çenesinin altından namluyu dayadı ve ateş etti. O an ilk aklıma gelen, çenenin altından giren bu kurşununun kafa tasından geçip uçağın gövdesini de delip geçeceğiydi. Bencilliğe bakın siz. "Koyunun can, kasabın et derdinde" olması gibi. (aşağı yukarı böyleydi sanırım). Sonra toparladım kendimi ve hosteslere seslenmek istedim, ayağa kalkamıyordum, zira emniyet kemerlerimiz takılıydı. Kemerler takılı da olsa, ben emniyette hissetmedim kendimi,yanlış giden bir şeyler vardı.? Muhtemelen inişteyiz ya da bir türbülansta, zira tüm uçak sarsılıyor...Hostes geldi ama gözleri ve kıyafetleri mavi. Yani bu ya Avusturya ya da KLM havayolları diye düşündüm. Sonra askerin kafasında kan olmadığını farkettim. Onun için üzüldüm ve ağlamaya başladım tam o sırada uyandım. Gerçekten de gözlerim yaşla doluydu...

Zor bir sabaha uyandım...bu stresli gecenin sabahı çok şeylere gebeydi...
İnsanın herkes kadar eli ayağı tutarken, sesinin çıkmamasından acı ne olabilir ki? Hele ki bir sanatçı için! Lanet olası larenjit, sesimi azda olsa kullanabilseydim... 4 perde opera eseri, İngiliz şefin huzurunda, Fransız, Hollandalı, Polonyalı solistler şıkır şıkır söylerken ben marke(yarım ses) söylemek zorundayım. Hani bir piyanist bir kemancı olsam, hasta ya da uykusuz daha az fark edilir, ama insan sesi bu vucudundan ayırıp taşıyamıyorsun ki.

Uzatmayalım. Banyo, tıraş, kahvaltı, papatya çayı tuzlu su vs. Ama yok...ciddi ciddi hastayım. Bir yandan gün boyunca çekeceğim ızdırabı düşünürken bir yandan da bu kabusu yorumlamak için beynim inanılmaz çalışıyor.

Opera binasına doğru yol koyuldum..sokaklar bir cıvıltılı sormayın. Avrupalı bunlar, çalışmayı da yaşamayı da bilirler. Daha geçen hafta Christmas tatili için buradan ayrılırken o kadar gıpta etmiştim ki sokaklarda çalgıcılar rengarenk ışıklar. Tam o sıralarda Türkiye'de hakkını arayan işçiler gaz bombalarından kaçıp havuza sığınmışken, üzerilerine kışın ortasında panzerle su sıkılıyordu. Bizde son yıllarda müthiş bir kutlama hatırlayanınız var mı? Bayramlar trafik kazaları, şehit haberleri vs. Enflasyon zamlar bunlar eskiden de vardı da...

Dönelim bu güne.

AirFrance'ın 10 gündür gezdirdiği valizimi dün akşam ulaştırmıştı. Getirdiğim Türk lokumlarıyla provanın havasını değiştirdim. Herkes bayıldı (kurnaz ben) sesimi çıkaramamıştım ama Turkish Delight bu, her ayıbı örter ama Avrupalı her zaman lokumu yemez!!!

Öğle arası Boots'tan kendime bir pastil bir de C Vitamini aldım. Ha.. bilmeyenler için Boots, Amerikan Foryou ilaç mağazaları zinciri şeklinde bir şirket. Hani şu son zamanlarda ülkemizde de adı geçen marketlerde eczane şubeleri açma fikri var ya...Bir bardak su da fırtına koparıyorlar 30.000 eczane kapanacakmış ne var bunda(!) Aileleriyle 120.000 kişi işsiz kalacakmış. 70 milyonda 120.000 erir gider nasıl olsa(!)...İsim de güzel
For you, yani "Sizin için"..

Öğleden sonra bir yandan prova akıp giderken, sesiz bir şarkıcının ızdırabıyla rüyamı zaman zaman analiz etmeye koyuldum.

Rüyada "Uçak" görmek...bu kabus bir anlamda son zamanlarda, üst üste yolculuklarda yaşadığım ve kavuşmalar için verdiğim çabanın bedeliydi. Gecikmeler olumsuzluklar da cabası. Haberlerde gördüğümüz askeri soruşturmalarından etkilenmiş ve intihar eden askerlerle de uçaktaki asker özdeşleştirmiş olabilirim diye düşündüm. Son zamanlarda moda komplo teorilerinden biri mi yoksa? Uçakta Türk askeri varken uçağı yabancılar kullanıyordu. Bu neyle örtüşüyordu. Yani ülke benim ülkem ama kontrolü başkasında diye bilinçaltım benzeştirmiş olmalı. Olacak şey mi bu! Ülke uçaksa, türbülans da sallantı , boşluklar, inişe geçme. Ne kadar karışık işler... ama kabusun ortası, uçağın da içindesin işte. O nereye sen oraya. Canına kıyan O askere müdahale edemeyişimi , acil durumlarda bir davranış biçimi geliştirememiş olmamı yediremediğim için mi ağlamıştım acaba...

Prova bitti ve neyse ki önümde 5 günlük bir tatil var. Bu süreyi iyi değerlendirip kendimi toparlayıp yoluma devam etmem gerekiyor. Sabaha rüyayla uyanmıştım ama gerçek olan sessiz kalışımdı.


Peki sizler
rüyalarınızdan ağlayarak uyanmıyor musunuz bu sıralar? Yoksa bir ben mi garibim!

2010'un kabuslardan uzak, gerçeklerle yüzleştiğimiz, kendimizi toparlayıp yolumuza devam edeceğimiz bir yıl olması dileklerimle.


Bülent Bezdüz
Leeds 30 Aralık 2009

1 comment:

Fulya Kozbey said...

Harika bir yazı, yeni okudum. Tebrikler...